Peki Siz Hangi “İzm”densiniz?

‘Hümanist’tik önceleri aşkta… Birileri için çarptı kalbimiz, onları sevdik, onlara hayran olduk hatta onlara aşık olduk. Bu sayede insan sever olduk hatta insanlar yetmedi, aşktan kör olan gözlerimizle çiçeği, böceği, güneşi, bulutu bile sevdik. Sonra bir gün gözlerde o ışık söndü, aşk nefrete döndü.

İşte o anda ‘mazoşizm’in dibine vurduk. En kralından ‘optimist’ olan bünyemizi, ‘pesimist’ düşüncelerle doldurduk. Canımızı acıtacağını bile bile kaybettiğimiz aşkı düşündük durduk.  Onu bir kez olsun görebilmek için ordan oraya koştuk… Baktık canımız yeterince yanmıyor; açtık damar şarkıları, ruhumuzu karartan balatları, kendimizi daha da acıya boğulduk. Yani bizler en kralından birer ‘mazoşist’ olduk.

Peki o bedenler acıya doyduğunda noldu? Yogasından, meditasyonuna koşturup kafayı iç huzuru bulmakla bozdu. Günlük konuşma dilimiz; çakralarla, auralarla, evrene gönderilen mesajlarla ve uzak doğu felsefelerindeki inançlarla doldu. Ve işte karşınızda ‘Budizm’i çözmekle kafayı tırlatmış bir ordu!

Bazılarımızın aşk anlayışı hepsinden mütevaziydi oysa. Bana sevgi yeter diyordu; bir tatlı gülüşe, iki güzel söze kanıyordu. O ‘minimalist’ yürekler; küçük hayallerinin küçük adamları için gümbür gümbür çarpıyordu.

Tüm bunlar yaşanırken aramızdan bazıları ‘idealist’ çıktı, aşkı aramaktan vazgeçmeden düşe kalka yol aldı. Kimimiz ise ideallerinden caydı, içlerinde zengin koca telaşı, gözlerinde dolar işaretleriyle ‘materyalizm’e doğru yelken açtı.

Ama mazoşizm’in dibine vuranlar ve kendini ‘budizm’e en çok adayanlar her seferinde ‘sürrealist’ler oldu. Çünkü onlar gitti yedisinden yetmişine en ilginç adamı buldu. Hayatlarında hep Salvador Dali tabloları gibi deli fikirli, ince zekalı, anlaşılmaz aşklara tanık oldu. Yani onlar aşkta ‘post-modernizm’e baş koydu. Onların umduğu adamla bulduğu adam bir kere olsun aynı çıkmadı, adam gibi adam bir türlü onları bulmadı. ‘Sürrealist’ gitti; dürüst sanıp bir yalancıyı, akıllı sanıp bir deliyi, tutarlı sanıp bir dengesizi yani düzgün sanıp bir arızayı sevdi. Ve sevdiklerinin hepsi özünde o kadar ‘egoist’ti ki ardına bile bakmadan çekip gitti.

Derken aşktan kalbi kırılan, umduğu aşkı bulamayan, ilişkiler yüzünden başı yeterince ağrıyan, erkeklerden yana ağzı fena yanan, her türlü ‘izm’e başvurup gönül işlerine bir türlü çare bulamayan Ey Türk Kadını kendine yeni bir yol çizdi. Gitti ‘feminizm’i seçti. Erkeklere savaş açtı, aklı sıra gücüne güç kattı.

Oysa ki tüm bu izm’lerim içinde aradığımız bir tek ‘izm’ vardı bizim. Arayıpta bulamadık hani. Yanlış zaman dedik, yanlış insan dedikte nasıl bulacağımızı bir türlü çözemedik.

Yani bizim aradığımız romantizm’di sadece. Öyle çok fazlasını da aramadı bünyemiz üstelik. Büyük büyük mucizeler beklemedi. Dürüstlük istedi çoğumuz, kırılgan bünyemize nazik dokunuşlar bekledi, bir içten gülümsemeye niyet etti kalplerimiz, yürekten kopan bir sevgi sözünü duymayı ümit etti.

Yani biz tek bir şey bekledik oysaki. Yalansız, dolansız, kaidesiz, kuralsız gerçek sevgiyi. Bulamadık diye ‘hümanist’tik önceleri de, mazoşist olduk sonra. Bulamadık diye ‘optimist’ti hayallerimiz yıkılana kadar, derken ‘pesimizm’e hapsoldu. Bulamadık diye büyüttük hayallerimizi ‘materyalist’ olduk, bulamadık diye küçülttük hayallerimizi ‘minimalist’ olduk. Hatta anormalleştik ‘sürrealist’ olduk ve sonunda kendimizi ‘feminist’ eylemlerde bulduk.

Yani diyeceğim odur ki aslında her şey çok basitti; işin özü sadece bir tutam ‘romantizm’di.

Sadece ‘romantizm’!

Yorum bırakın

Filed under Genel

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s