Hormonlar Çıldırmış Olmalı

(Anlatılan olaylar kadın milletinin her ay belli bir dönemde girdiği ruh halinden yola çıkılarak yazılmıştır.)  

Önce bir sıkıntı başlar, anlamsızca ruhun daralır, karaları bağlar, durduk yere sinir harbi yaşarsın. ‘Ay içim sıkılıyor’ demekten bitap düşer bu bitap haline rağmen iflah olmaz şekilde her şeye bağırıp çağırmaya devam edersin. Son derece masum ‘Merhaba, günaydın!’ cümlesi bile içinde fırtınalar koparmaya yeter de artar bile. İçindeki küçük şeytan ‘Bugün’ün nesi aydın, sana merhaba falan değil, nerden çıktı simdi bu selamlama seremonisi, niye bu insanlar bu kadar neşeli?’ gibi binlerce soruyla senin aklını çelerek asabiyet kat sayını 2’ye katlar. Hatta oturup güllük gülistanlık hayatına isyan eder, ağlama krizlerine dahi girebilirsin. Tüm bunların yanında başından karnına kadar uzayan geniş bir skalada seni ziyaret eden ağrı çeşitleri de cabasıdır.

Üstelik tüm bu duygu dalgalanmalarıyla boğuşurken aynada gördüğün sen, sana hiçte çekici ve güzel gelmez. Yorgun bir surat, bitkin bakışlar ve muhtemelen habersizce ziyarete gelen uyarı sivilceleri eşliğinde kendine bakarken çirkinliğine laf söyletmezsin. Yok, hayır yanlış duymadın çirkinliğine dedim evet. Biri kazara sana ‘saçların ne kadar güzel’ dese ‘ay iğrenç be nesi güzel’ ‘bugün çok hoş olmuşsun’ dese ‘saçmalama çok çirkinim’ diye yapıştırırsın etiketi kendine. Çirkinsindir işte çirkin, aksi kanıtlanamaz!

 Aynadaki aksin dışında birde kıyafet sorunu beliriverir. İster kendine en yakışan giysi kombinasyonunu yap, ister git yeni bir şeyler al asla mutlu hissetmezsin. Hissedemezsin çünkü bünyeye göre değişen ve bir hafta önce ortada olmayan koca bir göbeğin, bir beden büyümüş popon (şaka değil kanıtlanmış gerçektir) ya da yüzüklerinin sığmadığı parmakların kendine hiçbir şeyi yakıştıramamana yeter de artar bile.

Bu insanüstü duygusal buhran durumunun yanında bir de hep açsındır. Beyninin açlık ve atıştırma sinyalleri hiç durmadan alarm verme halindedir. Özellikle tatlı krizlerin seni senden alır. Oturup koca bir paket çikolatayı tek başına bitirebilir, kendini abur cubura adayabilir, yedikçe doymaz, doymadıkça yemeye devam edebilirsin.

Yani hem duygusal anlamda dengesiz, hem çirkin hem kilolu hem de obursundur. Böyle bir haleyken de en iyi yaptığın şey özellikle birinci derece yakınlarına işkence çektirmek olacaktır. Ayda bir bu duruma hazırlanan yakınların gardını alarak hazır ola geçecek senin bu işkencene maruz kalmaktansa, kafaya kova geçirilip tepeden su damlatılarak yapılan bir Çin işkencesini tercih edeceklerdir ama nafile. Hormonların seni ele geçirdiğinde aslan gibi kükremeye, panter gibi atlamaya, yılan gibi sokmaya hazırsındır, üstelik kendini ayıcık gibi şişman hissederken.

Fırtına durulup sen eski sen olunca ise bir oh be dersin, ‘oh be’! Ve bilirsin ki bu oh be öncesi ortaya çıkan canavar hali bir tek sana özgü bir şey değildir. Bu canavar sen, ben, hepimiziz. Bu dönemde sokaklarda başıboş dolaşır, tehlike arz ederiz. Sevimsiz sevimsiz takılır, durmadan tatlı bir şeyler yemek isteriz. Çirkinliğimiz bir yana bitkinlikten adım atmak istemeyiz. Her şeye takar, her şeyi sorun ederiz. Yay gibi gergin, ok gibi fırlamaya hazır bekleriz. Ve bu özel durumumuz yüzünden biz paha biçilmeziz!

Yorum bırakın

Filed under Genel

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s