Her Dilde Yeminli Tercüme 2

Sizin adınıza çok sevindim.

Kendi adıma kıskançlık duyuyor ya da halime üzülüyor olabilirim o yüzden bu durumu ancak sizin adınıza sevindim diyerek geçiştirmek istiyorum.

 

Tatlı kız.

Şimdi kız çirkin hiç beğenmedim desem ayıp olacak ama güzel dersem de güzellere haksızlık olur. Kalp kırmak da olmaz… Ne yapsam ki?

 

Aslında çok iyi çocuk.

Bu ne be? Ay hiç beğenmedim! Ne yakışıklı, ne çekici. Şimdi arkadaşlarına da ayıp etmek olmaz… Ne yapsam ki?

 

Bir ara kahve içelim.

Kahve içmek, sen ve ben… Az önce hiçbir zaman bir araya gelemeyecek üç kelimeyi bir arada kullandım. Ağzımdan kaçıverdi işte… O yüzden beni bozmadan “mutlaka haberleşelim” de ve bir dahaki karşılaşmamıza dek yanımdan uzaklaş.

 

Bize de bekleriz.

Ama gelip bizi zahmete sokmazsanız daha çok seviniriz.

 

2 dakikaya geldim.

En az 22 dakika daha bekleyeceksin enayi!

 

Hayatta başarılar diliyorum. / Sana mutluluklar dilerim.

Ne halin varsa gör!

 

Dün rüyamda seni gördüm. İyi misin diye aradım.

O kadar garibanım ki seni ancak bu klişe bahaneye sığınarak arayabiliyorum.

 

Biz biraz daha bakınalım tekrar uğrarız.

Çok pahalıymış kaç kaç kaç kaç!

 

Ben de tam seni arayacaktım.

Seni aramak aklımın ucundan bile geçmezken tek bir cümleyle nasıl üste çıktım belli değil!

 

Şimdi aklımdan geçtin!

Kalp kalbe karşı taktiğini uygulayıp seni mutlu etmeye çalışıyorum. Yoksa aklıma geldiysen namerdim!

 

Sadece arkadaşız.

Yersen!

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel

Affet Beni Evren!

Size de artık “iyi düşün, iyi olsun” felsefesinin binlerce versiyonunu duymaktan fenalık gelmedi mi?

Sahiden gelmedi mi?                    

Çünkü eğer gelmediyse, bu yazıyı okumaya devam etmenizin hiçbir anlamı yok!

Siz kafanızda kurduğunuz tozpembe dünyanın, bir gün gerçek olacağını düşünüp, hiçbir şey yapmadan mutlu olmak için çabalamaya devam edebilirsiniz.

Ama eğer artık o felsefi akımlardan size gına geldiyse…

…Benim dünyama hoş geldiniz!…

Çünkü ben realist dünyama, o tozpembe bulutlarla çevrili hayal cümlelerini sokmaya çalıştıkça daha da gerilmeye başladım.

İnanın denedim… Üstelik tüm içtenliğimle.

İtiraf ediyorum ki; bir süre olumlama yaptım ya da farkındalığımı fark etmeye çalıştım…

İronik olan ne biliyor musunuz? Farkındalığın öyle çalışarak fark edilmeyecek bir şey olduğunu ise, en realist aklımla başardığım şeyler sayesinde anladım.

Yani anlayacağınız ben de secret gezegeninin etrafında şöyle bir dolaştım ama karaya iniş yapıp oraya hiç ayak basmadım.

Mesela hayalimdeki pembe panjurlu evin ya da gelinliğin resimlerini dergilerden kesip odamın bir köşesine hiç asmadım…

Ya da hiç var olmayan bir insan için hayalimdeki sevgiliyi yaratmadım.

Her sabah aynaya bakıp “kendimi seviyorum.”, “ah ne kadar da mutluyum” diyerek kendime olan güvenimi bu saçma yolla kazanmaya da çalışmadım.

Mutsuz zamanlarımda “ayyy ne kadar mutluyum, mutsuzum deyip evrene yanlış mesaj göndermemeliyim.” de demedim.

Ağzımdan çıkan olumsuzlukların evrenin bilmem neresinde büyüyüp büyüyüp, zamanı gelince benden intikam almak üzere geri geleceklerine inanmadım anlayacağınız.

Peki ben ne mi yaptım?

Yaşamam gereken her şeyi, yaşamam gereken şekilde yaşadım!

Mutsuzsam mutsuzum dedim, yalnızsam yalnızım… Olumlu ya da olumsuz hayatın bana sunduğu her şeyi saygıyla kabul edip hakkını vere vere yaşadım.

Yani canım ne istiyorsa öyle davrandım. Felsefik kurallara takılmadım ve kaide tanımadım. Duygularımı inkar edip de evreni kandırmak için olmadığım bir kişiliğe bürünmedim. 

İşte bu yüzden şimdilerde bolca gördüğüm; mutsuzluk içinde kıvranmasına rağmen mutluymuş gibi yapan ve hiç yaşamadığı bir dünyada yaşadığını farz eden şizofrene bağlamış kadın milletinden hiç olmadım.

Ve ne oldu bilin bakalım?

Bu saçma mutluluk oyununu kendi kurallarımla oynamaya başladığım an; gerçek farkındalığımın farkına vardım.

Mutluluğun evrende değil, beynimde biten bir şey olduğunu anladım. İyi şeyler istediğimde onları düşünüp düşünüp hayal kurmaktansa harekete geçip onları gerçekleştirmeye çalıştım.

Ve evrenin gerçek çalışma mekanizmasını bunları yaptığım an keşfettim!

Evren aslında kafamızda tasarlayıp da büyük bir istikrarla isteyip durduğumuz, olur olmaz her şeyi bize paketleyip göndermiyordu…

Evet bazı hayallerimiz, bazı zamanlarda çok da şaşılacak şekilde gerçek oluyordu ve belki de bu evrenin oyunuydu ama…

Bunlar bizim öyle kafamıza estiği gibi istememizle olmuyordu!

 

Çünkü evren biz ne zaman……………………………………………………………istersek, işte o zaman dileklerimizi gerçekleştiriyordu.

                                              
Size bu çok özel sırrı açıklayacağımı gerçekten düşünmediniz değil mi?
Çünkü ben bu sırrı bencilce kendime saklıyorum.

Affet beni evren!

1 Yorum

Filed under Genel

Ah O Eski Aşklar…

Bana eski aşklar böyle miydi demeyin…

Aslında böyleydi!

Bir kaç küçük detay dışında.

Ve o detaylar aşkların eski tadında kalmamasına yetti de arttı… Hem de fazlasıyla!

Eskiden birine ulaşmak bu kadar kolay değildi mesela. Herkes; herkes hakkındaki her şeyi öyle kolay öğrenemezdi. HER’lerimiz biraz eksikti anlayacağınız.

Birilerini keşfetmek çaba isterdi, emek ve fedakarlık isterdi. Bilinmezliğin cazibesi her zaman daha albeniliydi.

Öyle kolay kolay ulaşılamazdı merak edilen insana. Beklemek ve sabır gerekirdi. Değil bbm, değil whatsapp ve hatta sms ve cep telefonu daha ev telefonu bile yoktu. Yani sahip olduğumuz onyüzbinmilyon iletişim yolu aslında “iletişememe”mize neden oldu.

Adam gibi tanımadığın ve kolay kolay ulaşamadığın birinin cazibesini başka nede bulabillirsiniz ki?

Mesela her şey gibi birini elde etmek de zordu…

Eskiden kaçmak, kovalamak, uğraşmak ve didinmek gibi terimler vardı. Insanlar başkaları için uğraşır önlerindeki maçlara bakmaya bu kadar çabuk başlamazlardı.Insanlar için biri gelip biri gitmezdi.

Gelen kalır ve diğeri için uğraşırdı!

Sevgi yedeklenmez, kolay kolay harcanmazdı. Aşk birilerinin eskisi, başkalarının yenisi, onların yenisi, bir diğerinin eskisi denklemlerinden çok uzaktı.

Ya da sevgi sözcükleri aşkitom, kokitom, tontişim kadar ucuzlamamıştı. Onların bile bir değeri vardı. Birileri birilerinin kıymetlisiyse gerçekten öyleydi. Lafın gelişi değil!

Çünkü kelimelerin dudaklardan dökülmesi öyle kolay olmazdı.

Şimdiki gibi hünerli parmaklarımızın küçük dokunuşları kadar yakınımızda değildi itiraflar ve iltifatlar.

Düşünün bakın sizin de aklınıza bir sürü şey gelecek. Eskiden zor olan ve şimdilerde kolaylaşan bir çok şey…

Yani diyorum ya eski aşklar böyle miydi demeyin.

Üzgünüm ama aşk aynı aşk olsa da insan aynı insan kalmadı.

Zaman geçti ve her şey değişti. Bir tek aşk aynı kaldı ama o da bizim sayemizde ucuzladı.

O yüzden ya eskilere dönmeli ya da hayallerden vazgeçmeli.

Ya da…

Var mıdır dersiniz acaba bunun başka bir yolu?

. . .

Yorum bırakın

Filed under Genel

Ben Hala Noel Baba’ya İnanıyorum!

Noel Baba’nın var olmadığını biliyorum.

Noel Baba’nın bir hayal ürünü olduğunu bilebilecek gerçekliğe de sahibim.

 Kırmızı şapkalı, beyaz sakallı, gevrek gülüşlü, o tombul ihtiyarın tamamen bir çocuk kandırmacasından ibaret olduğunun da farkındayım… Dedim ya işte, ben Noel Baba’nın var olmadığını çok iyi biliyorum…

Fakat buna rağmen ben Noel Baba’nın var olduğuna inanmayı seçiyorum!

Yıllar geçtikçe ve bizler hayatla yüzleştikçe hayal kahramanlarımızın gerçekliğini yitirdiğini görüyorum. İşte bu yüzden Noel Baba’ya inanmayı seçiyorum!

Çünkü insanların büyüdükçe hayallerinin küçüldüğünü biliyorum. Çünkü hayallere inanmayan insanların, gerçeklikler içindeki dünyalarında çok mutsuz olduklarını hissediyorum.

İşte bu yüzden ben Noel Baba’ya inanmayı seçiyorum!

Yaşım ilerledikçe içimdeki çocuğu öldürmeyi reddediyorum, aksine büyütüyorum. O çocuk orada kalsın ve Noel Baba’ya inansın istiyorum hatta ona bayılsın. Çünkü biliyorum ki içimdeki çocuk var olduğu sürece, hayat bana hep biraz çocuk penceresinden gözükecek. Çünkü biliyorum ki hayatımın zorlaştığı anlarda o çocuk beni elimden tutacak ve gülümsemem için nedenler yaratacak. Çünkü biliyorum ki hayat çoğu zaman o kadar da kurallarla yaşanıp, ciddiye alınmayacak kadar kısa.

İşte o yüzden o çocuk orda duracak bazen asilik yapacak, bazen hayallere dalacak, bazen yorulup uyuyacak bazen de eline bir kar topu alıp başkalarına fırlatarak yani bir yanım zorluklara inat hayatı hep hafife alacak. Hatta o yanım Noel Baba gibi başkalarına yardım edip mutlu etmeye uğraşacak, başardıkça gerçek mutluluğun tadına varacak.

Dedim ya ben Noel Baba’nın var olmadığını çok iyi biliyorum ama inanmayı seçiyorum!

Çünkü ben hayatın yeterince zor ve meşakkatli olduğunun farkındayım. Kendimizi hayatın akışına kaptırdığımızda ne kadar çok şeyi kaçırdığımızı görüyorum ve hayal kahramanları olmadan dünya yaşanmayacak kadar sıkıcı bir yer olur biliyorum. Hayal etmekten korkmuyorum ve işte bu yüzden hayal dünyamı olabildiğince geniş tutuyorum. Çünkü biliyorum ki her hayal bir gün gerçek olabilir.

İşte bu yüzden siz de benim gibi Noel Baba’ya inanmayı seçin istiyorum!

Noel Baba’ya inanın ve bir kere olsun içinizdeki çocuğu dinleyip yapılmaz denecek bir şeyler yapın. Kaydıraktan kayın, lunaparka gidin, hava alanına gidip ilk uçağa bilet alın, helikopter kullanın, kar topu oynayın, ona deli gibi “seni seviyorum” deyin, söyleyemediklerinizi söyleyin, giyemeyeceğiniz kadar iddialı bir renk giyin hatta yiyemeyeceğiniz kadar abur cubur yiyin.
Diyorum ya bu sene sizde Noel Baba’ya inanmayı seçin!

Noel Baba gibi birilerini sevindirmeye çalışın. Ufak tefek hediyeler hazırlayın, sevgi sözcüklerini kullanırken bonkör davranın. Birilerine sevginizi gösterirken elinizi korkak alıştırmayın, yardım ederken de öyle. Sizin sevginizi bekleyen birilerini bulun ve onlara el uzatın. Onlara emek verin ve sıcak sevginizi onlardan eksik etmeyin hatta onları da Noel Baba’ya inandırın.

Kim bilir belki de biz heyecanla 2012’ye girmeyi beklerken Noel Baba gökyüzünden geyikleriyle kayarak gelir ve üzerimize bol bol mutluluk, aşk, huzur, sağlık dolu kocaman hediye paketleri bırakır…

Yorum bırakın

Filed under Genel

Mutluluk İçimizde

Mutluluk ya da mutsuzluk hayatın bize sunduklarını nasıl karşıladığımızla alakalı aslında… Mutlu olmak da zor değil mutsuz olmak da.

Ama mutsuzluk kısmı biraz daha rahat sanki. Kolaya kaçmak gibi, mücadeleyi bırakıp pes etmek ve “ben bunu seçtim işte” demek gibi, “insan her an mutlu olamaz ki bu imkansız”ı kabul etmek gibi.

Oysa ne saçma!

Hayatta her ne olursa olsun gücü içimizde bulabilmek ve o güçle beslenip mutlu olabilmek çok basit ve hayat başkaları ve başka şeyler üzerinden yaşanmayacak kadar bize özel aslında. İşte bu yüzden bu iç keşfi yapıp, kendimize mutlu olabilmeyi öğretmek en zoru gibi görünse de en kolayı galiba.

Size her an mutlu olmayı vaad edemem, etmemeliyim de… Çünkü hayat böyle değil. Ve size sonsuz mutluluğun tarifini de veremem… Çünkü bu mümkün değil.  Yani size Pollyanna olun ve her an yüzünüzde saçma bir tebessümle gezin diyemem.

Ama size hayat, iyilikleriyle ve kötülükleriyle sürüp giderken ve siz kah dibe batıp kah zirveye çıkarken ne yapmanız gerektiğini söyleyebilirim. Mutlu olun!

Anlamsızca değil, durduk yere hiç değil. Olaylar nasıl gelişirse gelişsin, içinize dönün, gücünüzü keşfedin ve mutlu hissedin. Ne kadar şanslı olduğunuzu düşünün ve mutsuzluğa gömülmeyin.

Karamsarlığı atın bir kenara çünkü biliyorum ki; her ne olursa olsun ve ne kadar kötü bir durumun içinde kalmış olursanız olun hayat size her zaman mutlu olmanız için bambaşka bir dal uzatır. Yeter ki gören gözleriniz olsun!

Yani hayatın iyisini de unutmayın, kötüsünü de. Koştuğunuz kadar düşün ama düştüğünüzde kalkmayı da bilin. Başımıza gelen ve sizi karamsarlığa sürükleyen olayların içinden daha da güçlenerek çıkabilmeyi başarın.

Bunu da içinizdeki mutluluk anahtarıyla yapın. Kullanın onu korkmayın! Doğru kapıyı bulun, anahtarı kilide sokun ve kapıyı hızla açıp içinizi mutluluğun ışığıyla aydınlatın.

Peki o anahtarı nasıl bulursunuz biliyor musunuz?

En dipte hissettiğiniz an bile yaşama nedenlerinizi düşünüp şükrederek, boğulacak gibi olduğunuzda nefes almanızı sağlayacak bir destek bularak, varlığınızdan mutlu olarak ve yaşamaya değecek güzelliklerin çok yakında size sunulacağına inanarak…

İçinizdeki ışığı keşfedip onu güçlendirip yayarak!

Yani mutluluk ve mutlu olabilme gücü sadece içimizde ve ne zaman kullanmak istersek bizim elimizde.

Öyleyse şimdi tam da zamanı!

Yorum bırakın

Filed under Genel

Duygu Özlem Yücel İmza Günü

 

 

Duygu Özlem Yücel, Zamane Aşkları kitabının imza gününde kitapseverlerle Tüyap Kitap Fuarı’nda buluşuyor.

20 Kasım 2011 Pazar; 15.00- 16.00 saatleri arasında
Destek Yayınları Standı 2.Salon 305 / B’de görüşmek dileğiyle!

Yorum bırakın

Filed under Genel

Zamane Aşkları’nı Okuyup Sevdiysen, Şimdi Yaratıcılık Zamanı!

“Peki ya sence Zamane Aşkları nasıl yaşanır?”

Soruyu yanıtla, kitapla birlikte çekilmiş fotoğrafınla birlikte 14.11.2011 tarihine kadar

duyguycl@gmail.com

adresine gönder.

En çarpıcı yanıt seninkiyse, imzalı “Zamane Aşkları” ellerinde! Üstelik sürpriz bir hediyeyle!!!

 

http://www.facebook.com/media/set/?set=a.192888524103727.50401.179981102061136&type=1

Yorum bırakın

Filed under Genel