Tag Archives: aşk

Dengesiz Bir Adamın Anatomisi

dengesiz

Can, Aslı’dan önce cehennemdeydi… Aslı’dan sonra yine cehennemde…

Onlar büyük bir rastlantıyla tanıştılar ve sonrasını küçük mucizelere bıraktılar…

Ama büyük bir engel vardı, Aslı’nın bir türlü anlayamadığı…

İlişkilerindeki denge, yıkıcı bir dengesizliğe sürüklendi.

Ama sizce de, aşk bir dengesizlik hali değil mi?

Aşk, büyük bir  kaosta savrulmaktan korkmamak değil mi?

Aşk, her şeye değmez mi?

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel

Her Son Bir Başlangıçtır

20130911-122843.jpg

Toskana vadisinin kalbinde yazılan destansı bir masal…

Binlerce baharat katılmış öyküsüyle, ruhlara dokunan bir roman…

Aradığın ve bulamadığın cevaplarla yüzleşme zamanı!

Geçmişiyle yüzleşmeye hazırlanan bir adam; bilmediği bir şehirde, hiç tanımadığı insanların içinde, hiç tatmadığı duygularla, sınanmaya hazırlanıyor…

Toskana vadisinin sıcaklığı ve Floransa’dan Siena’ya kadar uzanan olay örgüsüyle “Her Son Bir Başlangıçtır” okuyucuya hiç ummadığı duyguları yaşatmayı vaat ediyor.

Aile bağlarıyla,

Sevgiyle,

Nefretle,

Umutla,

Dostlukla,

Acıyla

ve

Aşkla

yüzleşmeye hazır mısın?

Geçmişin karanlık yanı aydınlandığında, ruhun aşkın aleviyle yanacak! Ve ancak içindeki savaşlar bittiğinde gerçek aşkla sevişeceksin!

Yorum bırakın

Filed under Genel

Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi

Büyülü bir aşk ve sırlarla dolu bir ikili delilikler hikayesi… Soluksuzca okuyacağınız ve kalplere iz bırakacak modern bir aşk masalı…

Aslı ve Can, hesapsızca yaşanacak bir serüvenin birbirlerinden habersiz kahramanıyken hayat onları bir araya getirdi ve aşkın her hali onların bedeninde can buldu.

Dengesizlik, heyecan, mutluluk, karmaşa, bilinmezlik, sessizlik, kahkaha ve gözyaşı…

Tesadüflerin gizemi onları fırtınasına katarken, büyük sır büyülü bir girdap gibi onları an be an içine çekiyordu. Ve onlar her şeyden habersiz, pervasız aşklarının girdabında savruluyordu…

Tüm duyguların harmanlandığı, durdurulamaz bir heyecan ve bu heyecan denizinin içinde savrulan iki umarsız aşık…

                        Hayatı değiştiren anlar; bir bakış, bir gülüş, bir dokunuş, bir kavuşma ya da bir yok oluş ve akıllara kazınan tek bir soru; “Neden?”

Bir aşk hem bu kadar gerçek hem bu kadar sırlarla dolu olabilir mi?

Bir aşk hem bu kadar yakın hem bu kadar mesafeli yaşanabilir mi?

                   Çünkü onlar için aşk; bir vardı, bir yoktu!     

“Ona kavuşmak istediğim kadar hayatımdan çekip gitsin istedim.

Ona bağlanmak istediğim kadar hislerimin heybetinden kaçtım.

Ve onu sevdiğim kadar ondan nefret ettim!”

7 Yorum

Filed under Genel

Ah Biz Kadınlar!

Kadın milletinin nesine bayılıyorum biliyor musunuz?

Hepimizin her daim ilişki konularında ahkam kesebilecek kadar uzman, kestiğimiz o ahkamlar başımıza geldiğinde ise ayağımıza dolanıp takılıp düşecek kadar acemi olmamıza…

Galiba buda hayatın kibarca bize; “mükemmel düşünecek kadar donanımlı ama mükemmel hareket edemeyecek kadar donanımsızsın ey kadın” deme şekli ya da bırakalım ciddiyeti; “al sana”, “gör gününü”, “naaaber kızım öyle ahkam kesmek kolaymıymış” diye dalga geçme yöntemi.

Nasıl oluyorsa oluyor ve biz duyduğumuz olaylara son derece mantıklı çözümler bulabilirken içine düştüğümüz olaylarda son derece mantıksız davranabiliyoruz.

Kabul edelim ki hepimiz böyleyiz ve ne kadar cin fikirli görünsek de göründüğümüzün tersine hareket edebiliriz. Sorarsanız bir güzel ukalalık ederiz, “o öyle olmaz böyle yapmalısın deriz”, karşımızda yanlış yapan hem cinsimize “böyle yaptığına inanamıyorum” diye söyleniriz sonra da gider en basit olayda şekilden şekle girer aynı duruma düşeriz.

Yani teoride ilişki gurmeleri, pratikte ise ilkokul öğrencileriyiz.

İşin en komik tarafı ise bu yaptıklarımızı biz bir türlü görmeyiz. Çünkü kendimizi mükemmel gurmeler kabul eder, yaptığımız şeyin en mantıklısı olduğunu kabulleniriz.

Sudan çıkmış balık olduğumuz anlarda ve ne yapacağımızı bilemediğimiz durumlarda önümüzdeki seçeneklerden en saçma olanını seçer sonra da seçtiğimiz durumlara inanılmaz yöntemlerle süper mantık kılıfları geçirip öyle çuvallamayı seçeriz.

Peki dışarıdan doğruyu gören içine düşünce şuursuzluğu seçen bünyemiz akıllanır mı dersiniz?

Asla!

Akıllanmak ne kelime tersine yaş ilerledikçe söylemlerimiz güçlenir, gözlemlerimiz kuvvetlenir, üstüne üstlük içine düştüğümüz durumlar daha da komik hale gelir.

Peki bu kötü mü sizce?

Bence değil. Macera sever bünyeler, komedi sever kişiler ve kendiyle dalga geçebilecek kadar güzel kadınlar için hiç de değil.

Çünkü biz ruhumuzu böyle güçlendiririz. Kendimizi içine attığımız güç durumdan kurtarmaya çalışırken daha sağlam adımlarla ilerleriz.

Bizi biz yapan, bizi mükemmellikten bir adım olsun uzaklaştıran bu tökezlemeler olmasa ve “bunu ben mi yaptım?” durumları yaşanmasa, ne kendimizi bulabilir ne karşımızdakilerin hatalarını görebiliriz.

İşte bu yüzden diyorum ya kadınların bu özelliğine bayılıyorum diye.

Bayılmamak elde değil de ondan.

Başka hangi bünye acemi bir balıkla, usta bir felsefeciyi aynı bünye de tutabilecek kadar güçlü olabilirki?

Yorum bırakın

Filed under Genel

Eski Bir Fotoğraf Karesi…

 

Bir zamanlar, hani çok da eski olmayan geçmiş zamanlarda…

 Analog fotoğraf makineleri vardı. İşte öyle zamanlarda fotoğraf çekmek emek işiydi. İstediğimiz kareye sahip olabilmek için, doğru açıyı bulmak ve en ideal görüntüyü yakalamak ustalık isterdi.
Fotoğraf çekilir, sonra kapkara bir odada negatiflerinden arındırılır, özel sulara batırılır, askılarda kurutulur ve tekniğini işin ustaları dışında, ben dahil kimsenin tam olarak bilemediği şekilde çekilen anlar büyük bir zevk ve uğraşla ortaya çıkarılırdı.
Ve sonunda sabırla yakalamak istediğimiz “o an”lar bizim için ömre bedel bir fotoğraf karesinde kimi zaman içimizi sızlatan kimi zaman ise yüreğimizi ayınlatan bir ışık gibi hayatımızın bir yerinde mutlaka bulunurdu. Odamızın duvarında, salonumuzdaki sehpanın üzerindeki çerçevenin içinde, yastığımızın altında veya unutulmuş anılarla dolu bir defterin arasında… Zahmetle hazırlandığı için o fotoğraf bir zamanlar kıymetliydi. Ellenir, dokunulur, hissedilirdi.
An gelir kalbe basılıp ucu kıvrılır, an gelir kızgınlıkla buruşturulup yere atılırdı. Ama diyorum ya; her ne olursa olsun yine de elle tutulur, yürekle hissedilirdi. Sonra zaman geçti ve analog makinelerin ve fotoğraf filmlerinin yerini dijital teknolojiler aldı. Hatılamak için fotoğraflanan “o an”lar, “her an”a dönüştü. İstediğimiz kadar kare, istediğimiz kadar poz bir tık ötemizde saniyelik bir teknolojiyle elimizin altına geliverir oldu.
“Ne kolaymış” dedik, “her şey nasıl da teknolojik ve rahat” diye sevindik. Peki ama neyi fark edemedik biliyor musunuz?
Çektiğimiz o binlerce pozdan hiç birinin bir diğerinden farklı kalmadı. Hepsi bir dokunuşla silinip yok olabilir hale geldi. Zahmet ve uğraş gitti ve dokunarak hissedilen anlar yavaş yavaş silindi.
Kimse onlara dokunup tekrar tekrar bakmadı, unuttu gitti. Ve hissedilemeyen her bir kara gitgide daha çok değersizleşti, sıradanlaştı ve hissizleşti.
Yani an geldi analog makinelerin yerini dijitaller aldı. Zahmet verilerek kazanılan önemli anlar sıradanlaştı.
Tıpkı zahmet verilerek kazanılan önemli aşklar gibi…

Yorum bırakın

Filed under Genel

İstanbul & Kadın

Gelişi güzel kalabalıklar içinde ve koskoca bir metropolün heybetinde kadın olmak, aslında bu koca şehrin de kadın olduğunu unutmamakla başlıyor galiba…

Çünkü sen karmaşanın ortasında şık topuklularınla bir yerlere yetişmek için koştururken de, elinde bir kadeh şarabınla dost meclisinde vakit geçirirken de, boğaz kenarında yüzüne vuran rüzgarla derin bir nefes alırken de, İstanbul en anaç tavrıyla sarıp sarmalıyor seni tüm şatafatıyla.

Geleni ve göreni kendine hayran bırakan yedi tepeli şehir, iki yakasını birleştiren pırlanta taşlarla süslü kolyesini takmış boynuna “Gez.”diyor usulca. “Yaşa karmaşamda…”

Ve tıpkı bir kadın gibi yoruyor insanı çileden çıkarıyor da yine tıpkı bir kadın gibi bağlıyor kendine “sıkıysa” diyor “terk et bakalım terk edebilirsen!”

Ne yaşanıyor ne terk ediliyor işte bu şehir. Çünkü bir kadın gibi gizemli, bir kadın gibi yorucu ve bir o kadar da çekici!

İşte bu yüzden; bu heybetli kadının içinde yaşayan bir kadınsan eğer, naifliğine biraz erkek gibi savaşmayı katmalısın, gücünü özgürlüğünden almalısın, İstanbul’un seni yormasına fırsat vermeden sen onu yormalısın. Gezmelisin, tozmalısın, bu şehirle flört edip, dört bir yanın tadını çıkarmalısın.

Tadını damağında bırakacak anlar yaratmalısın ve yaşamalısın! Unutma sen bir kadınsın; İstanbul gibi bir kadın! Güçlü, gizemli, kışkırtıcı ve çekici…

Bahar kapılarını aralarken ve bu işveli kadın erguvanlarla kaplı giysisini üzerine geçirirken İstanbul’un en keyifli mevsimini doya doya yaşaman dileğiyle…

 

Yorum bırakın

Filed under Genel

Ah O Eski Aşklar…

Bana eski aşklar böyle miydi demeyin…

Aslında böyleydi!

Bir kaç küçük detay dışında.

Ve o detaylar aşkların eski tadında kalmamasına yetti de arttı… Hem de fazlasıyla!

Eskiden birine ulaşmak bu kadar kolay değildi mesela. Herkes; herkes hakkındaki her şeyi öyle kolay öğrenemezdi. HER’lerimiz biraz eksikti anlayacağınız.

Birilerini keşfetmek çaba isterdi, emek ve fedakarlık isterdi. Bilinmezliğin cazibesi her zaman daha albeniliydi.

Öyle kolay kolay ulaşılamazdı merak edilen insana. Beklemek ve sabır gerekirdi. Değil bbm, değil whatsapp ve hatta sms ve cep telefonu daha ev telefonu bile yoktu. Yani sahip olduğumuz onyüzbinmilyon iletişim yolu aslında “iletişememe”mize neden oldu.

Adam gibi tanımadığın ve kolay kolay ulaşamadığın birinin cazibesini başka nede bulabillirsiniz ki?

Mesela her şey gibi birini elde etmek de zordu…

Eskiden kaçmak, kovalamak, uğraşmak ve didinmek gibi terimler vardı. Insanlar başkaları için uğraşır önlerindeki maçlara bakmaya bu kadar çabuk başlamazlardı.Insanlar için biri gelip biri gitmezdi.

Gelen kalır ve diğeri için uğraşırdı!

Sevgi yedeklenmez, kolay kolay harcanmazdı. Aşk birilerinin eskisi, başkalarının yenisi, onların yenisi, bir diğerinin eskisi denklemlerinden çok uzaktı.

Ya da sevgi sözcükleri aşkitom, kokitom, tontişim kadar ucuzlamamıştı. Onların bile bir değeri vardı. Birileri birilerinin kıymetlisiyse gerçekten öyleydi. Lafın gelişi değil!

Çünkü kelimelerin dudaklardan dökülmesi öyle kolay olmazdı.

Şimdiki gibi hünerli parmaklarımızın küçük dokunuşları kadar yakınımızda değildi itiraflar ve iltifatlar.

Düşünün bakın sizin de aklınıza bir sürü şey gelecek. Eskiden zor olan ve şimdilerde kolaylaşan bir çok şey…

Yani diyorum ya eski aşklar böyle miydi demeyin.

Üzgünüm ama aşk aynı aşk olsa da insan aynı insan kalmadı.

Zaman geçti ve her şey değişti. Bir tek aşk aynı kaldı ama o da bizim sayemizde ucuzladı.

O yüzden ya eskilere dönmeli ya da hayallerden vazgeçmeli.

Ya da…

Var mıdır dersiniz acaba bunun başka bir yolu?

. . .

Yorum bırakın

Filed under Genel