Tag Archives: hayat

Ah Biz Kadınlar!

Kadın milletinin nesine bayılıyorum biliyor musunuz?

Hepimizin her daim ilişki konularında ahkam kesebilecek kadar uzman, kestiğimiz o ahkamlar başımıza geldiğinde ise ayağımıza dolanıp takılıp düşecek kadar acemi olmamıza…

Galiba buda hayatın kibarca bize; “mükemmel düşünecek kadar donanımlı ama mükemmel hareket edemeyecek kadar donanımsızsın ey kadın” deme şekli ya da bırakalım ciddiyeti; “al sana”, “gör gününü”, “naaaber kızım öyle ahkam kesmek kolaymıymış” diye dalga geçme yöntemi.

Nasıl oluyorsa oluyor ve biz duyduğumuz olaylara son derece mantıklı çözümler bulabilirken içine düştüğümüz olaylarda son derece mantıksız davranabiliyoruz.

Kabul edelim ki hepimiz böyleyiz ve ne kadar cin fikirli görünsek de göründüğümüzün tersine hareket edebiliriz. Sorarsanız bir güzel ukalalık ederiz, “o öyle olmaz böyle yapmalısın deriz”, karşımızda yanlış yapan hem cinsimize “böyle yaptığına inanamıyorum” diye söyleniriz sonra da gider en basit olayda şekilden şekle girer aynı duruma düşeriz.

Yani teoride ilişki gurmeleri, pratikte ise ilkokul öğrencileriyiz.

İşin en komik tarafı ise bu yaptıklarımızı biz bir türlü görmeyiz. Çünkü kendimizi mükemmel gurmeler kabul eder, yaptığımız şeyin en mantıklısı olduğunu kabulleniriz.

Sudan çıkmış balık olduğumuz anlarda ve ne yapacağımızı bilemediğimiz durumlarda önümüzdeki seçeneklerden en saçma olanını seçer sonra da seçtiğimiz durumlara inanılmaz yöntemlerle süper mantık kılıfları geçirip öyle çuvallamayı seçeriz.

Peki dışarıdan doğruyu gören içine düşünce şuursuzluğu seçen bünyemiz akıllanır mı dersiniz?

Asla!

Akıllanmak ne kelime tersine yaş ilerledikçe söylemlerimiz güçlenir, gözlemlerimiz kuvvetlenir, üstüne üstlük içine düştüğümüz durumlar daha da komik hale gelir.

Peki bu kötü mü sizce?

Bence değil. Macera sever bünyeler, komedi sever kişiler ve kendiyle dalga geçebilecek kadar güzel kadınlar için hiç de değil.

Çünkü biz ruhumuzu böyle güçlendiririz. Kendimizi içine attığımız güç durumdan kurtarmaya çalışırken daha sağlam adımlarla ilerleriz.

Bizi biz yapan, bizi mükemmellikten bir adım olsun uzaklaştıran bu tökezlemeler olmasa ve “bunu ben mi yaptım?” durumları yaşanmasa, ne kendimizi bulabilir ne karşımızdakilerin hatalarını görebiliriz.

İşte bu yüzden diyorum ya kadınların bu özelliğine bayılıyorum diye.

Bayılmamak elde değil de ondan.

Başka hangi bünye acemi bir balıkla, usta bir felsefeciyi aynı bünye de tutabilecek kadar güçlü olabilirki?

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel

Hormonlar Çıldırmış Olmalı

(Anlatılan olaylar kadın milletinin her ay belli bir dönemde girdiği ruh halinden yola çıkılarak yazılmıştır.)  

Önce bir sıkıntı başlar, anlamsızca ruhun daralır, karaları bağlar, durduk yere sinir harbi yaşarsın. ‘Ay içim sıkılıyor’ demekten bitap düşer bu bitap haline rağmen iflah olmaz şekilde her şeye bağırıp çağırmaya devam edersin. Son derece masum ‘Merhaba, günaydın!’ cümlesi bile içinde fırtınalar koparmaya yeter de artar bile. İçindeki küçük şeytan ‘Bugün’ün nesi aydın, sana merhaba falan değil, nerden çıktı simdi bu selamlama seremonisi, niye bu insanlar bu kadar neşeli?’ gibi binlerce soruyla senin aklını çelerek asabiyet kat sayını 2’ye katlar. Hatta oturup güllük gülistanlık hayatına isyan eder, ağlama krizlerine dahi girebilirsin. Tüm bunların yanında başından karnına kadar uzayan geniş bir skalada seni ziyaret eden ağrı çeşitleri de cabasıdır.

Üstelik tüm bu duygu dalgalanmalarıyla boğuşurken aynada gördüğün sen, sana hiçte çekici ve güzel gelmez. Yorgun bir surat, bitkin bakışlar ve muhtemelen habersizce ziyarete gelen uyarı sivilceleri eşliğinde kendine bakarken çirkinliğine laf söyletmezsin. Yok, hayır yanlış duymadın çirkinliğine dedim evet. Biri kazara sana ‘saçların ne kadar güzel’ dese ‘ay iğrenç be nesi güzel’ ‘bugün çok hoş olmuşsun’ dese ‘saçmalama çok çirkinim’ diye yapıştırırsın etiketi kendine. Çirkinsindir işte çirkin, aksi kanıtlanamaz!

 Aynadaki aksin dışında birde kıyafet sorunu beliriverir. İster kendine en yakışan giysi kombinasyonunu yap, ister git yeni bir şeyler al asla mutlu hissetmezsin. Hissedemezsin çünkü bünyeye göre değişen ve bir hafta önce ortada olmayan koca bir göbeğin, bir beden büyümüş popon (şaka değil kanıtlanmış gerçektir) ya da yüzüklerinin sığmadığı parmakların kendine hiçbir şeyi yakıştıramamana yeter de artar bile.

Bu insanüstü duygusal buhran durumunun yanında bir de hep açsındır. Beyninin açlık ve atıştırma sinyalleri hiç durmadan alarm verme halindedir. Özellikle tatlı krizlerin seni senden alır. Oturup koca bir paket çikolatayı tek başına bitirebilir, kendini abur cubura adayabilir, yedikçe doymaz, doymadıkça yemeye devam edebilirsin.

Yani hem duygusal anlamda dengesiz, hem çirkin hem kilolu hem de obursundur. Böyle bir haleyken de en iyi yaptığın şey özellikle birinci derece yakınlarına işkence çektirmek olacaktır. Ayda bir bu duruma hazırlanan yakınların gardını alarak hazır ola geçecek senin bu işkencene maruz kalmaktansa, kafaya kova geçirilip tepeden su damlatılarak yapılan bir Çin işkencesini tercih edeceklerdir ama nafile. Hormonların seni ele geçirdiğinde aslan gibi kükremeye, panter gibi atlamaya, yılan gibi sokmaya hazırsındır, üstelik kendini ayıcık gibi şişman hissederken.

Fırtına durulup sen eski sen olunca ise bir oh be dersin, ‘oh be’! Ve bilirsin ki bu oh be öncesi ortaya çıkan canavar hali bir tek sana özgü bir şey değildir. Bu canavar sen, ben, hepimiziz. Bu dönemde sokaklarda başıboş dolaşır, tehlike arz ederiz. Sevimsiz sevimsiz takılır, durmadan tatlı bir şeyler yemek isteriz. Çirkinliğimiz bir yana bitkinlikten adım atmak istemeyiz. Her şeye takar, her şeyi sorun ederiz. Yay gibi gergin, ok gibi fırlamaya hazır bekleriz. Ve bu özel durumumuz yüzünden biz paha biçilmeziz!

Yorum bırakın

Filed under Genel